nova romanın öyküsü - yüzüncü gün
yüzüncü gün
durmaksızın devinen
durmaksızın yürünen
bir günün ardından
durulur
dişliler o saniye o saniye selama duran erin mukavemetten
yoksun tez aksiyona dönüşen iradesiyle
sıtop eder o saniye
artık kalan yorgunluğun
artık izin dahilindedir gözlerin oğuşturulması
bahanelere ihtiyaç var
kuşku duyduğumuz anlarda
yürüdüğümüz yollardan
göğüs kafesimizi görmezden gelerek
şeffaf bir renge benzeterek onu
kalplerimize inen
suretleri güzel
gözleri güzel
özleri masum
titrek ses telleri
kalplerimize inen
önemlisi ki huzur veren
bazı fikirler var
ben bu imgeyi başka bir yerde daha duydum
bir sefere mahsus
tekrar etmekten kaçınmıyorum aynı erince ulaşıyorum basarken ayak yenidünyama
kalplerimizi hapseden bazı
kudretli yahut ironik
engeller var
gerçek
bir akşam için ertelenebilir
ah ne iyi ettin de geldin biz de sana aranıyorduk
denilerek
sarılınabilir çaktırmadan edilebilir temas köprücük kemiklerine
sadece ikisinin arasında bilinen yaramaz oyunlar
bir akşam sarılabilirlerdi bir bahaneye
ve de tam da yaptılar öyle
ne de güzel yaptılar
vuruldu geyikler
geyikler göğüslerinden delice
üfledi ruhlarını ölüm atmosfere
kavuştular
yakıldı ateşler
nerede doğduğunu bilirdi de
bittiğini nerede
umursar mıydı ve bir eylül akşamı geldiler meydana
içkiler pat küt döküldü o eylül akşamına
siniyordu kokusu büyüleyici bir şeyin
kahkahalarla bezendi
o gece
gecelerden herhangi biriydi
yalnız yaşanırken o gece
hiç öyle gelmiyordu
biliyordu ki oradaki herkes o gece
hatırlanacaktı çok çok uzun zaman sonra bile
hiçbiri itiraf etmedi ama
bunu düşünmek bile
ağır geldi o an kalplerine
gelecekteki kendilerini düşlemeye gösterdiler cüret
o gece
o an
kayıp gitmişti o adamın ellerinden
ve acaba kaç an daha
o adamı
düşünmek bile hüzün nakletti kalplerine
seneler sonraki adam da
o anı ve kendi içinde bulunduğu anın düşünü kuran o anı ellerinden kaçırmakta olan
o adamı
düşünmek bile hüzün nakletti kalplerine
ve işte o an kayıp gitti ellerinden o gece
konstantin
yoldaşları soydaşlarına seyirci
zihninde
“neydi nasıl yapılırdı o figürler
bana emanet edilmişti melek yüzlü erkeklerden
işkaryotun canını sıkan şey mi bulaştı korkmalı mıyım korkacağım gibi vebadan
yaşama arzusu bir gün beni sımsıkı ele geçirirse
kalk salk gökyüzünden
ulaş ateşin cazibesine
babamın mezarı
babamın mezarı çok uzaklarda kaldı
ve daha ne kadar uzaklaşabilirim
august’un muhtemelen o da yarım yamalak
sadece nakaratını anlattığı bu şarkı
öldüğü babamın
memleketlerin dilinden söylenmekteliğine
ulaşabilirim
hatırlıyor muyum hani vardı o hancı
kızı büyüyünce julia olmalıydı sanki
bakışlar bakışları hatırlatırdı
ikisi de kaçardı benden
o hancının kurduğu kelimeleri hatırlarsam bir
öyle olmalı august’un şarkısı
o ülkeye o dile ait
julia benden korktuğu için değil
ona kötü bir şeyleri hatırlattığım için
uyku sarhoşuna gelmemeli böyle serinlikler
ne tür bir şey bu
ben de onlara katılmak istiyorum
ne şahane eğlence
yalnız bir şey olmuş şimdi onlara
yüzlerinde beliren ağarmaktaki gökyüzü
benim gibi oldular onlar da bak şimdi
kaynağı vebanın benim belki de”
ateş kayışta dalgalanır
kamp alanındaki bir buçuk milyon varlığın
en umarsızı odur fakat
onun hareketi dahi olsa bile bir saniye için
baskılanır
sessizlik vahşi hayvanların dualarında gelir dile
yetmiş bin nefer
yetmiş bini de
gözünün ucuyla konstantine damgalanır
en nihayetinde yara hala oradadır
farkına varınca
milyonda tek birleşen olasılıkların
tek vücut
süzülerek arasından ordunun, soyu sopu
yazı öncesinin
efsun salgılayan her gözeneğinden hikayelerine ulaşan
yaratılışına
bir hikayenin şahit ederken
eylemler minimal
varlık tek vücüt
işkaryot, august, orman, susuzluk ve kabarık kabri yara
dikizlemenin şehadetin verdiği zevkle
yara dahi kabarır
farkına varınca
yara dahi suskunluğa uzanır
konstantin
öyle anda varlıktan dışkındır
o serinliğin gelişiyle yüzlere
bir koku hem nasıl bu kadar garabet ve harikulade olabilir
serinliğin gelişiyle yüzlere
konstantin kalkmaya davranır
herkes ondan dilenmekte
etmemekte ses kıpırdarlarsa berbat edeceklerinin bilincinde
gelişiyle yüzlere
konstantin fırlar ayağa
koşmaktadır
esaret uykuya dalmış sahibini yalayan köpek yavrusu
yüzlere
konstantin
koşmaktadır
zihninde
“bir adım daha ve bir adım
duru imgelemim
uykuya dalmadan önce gördüğüm rüyaların
işte gerçek esaret
işte gerçek kurtuluş”
koşmaktadır ezmektedir kaybetmiş ihtiyarlık algısını yeryüzünü
orman serilmektedir önüne
tek tek desen
koca orman
konstantinin önünde seccade
erişilir
dikizlenmenin verdiği zevkle
aramasını bilersen elini uzattığın her ölçekte
boğulmayı bekleyen kökler vardır konstantin ulaşır olumlar bu fikre
şu tepe
erişilir
tırmanılır
o eller bir an için değildir konstantinin
kadraja giren görüntünün
kustuğu boşalttığı kendini
heyecan ile
kesik kesik ifade eder kendini konstantinin nefesleri
gözleri bazı gecelerde
ıslanırdı ıslandığı gibi
ıslanmakta önüne dökülen denizin armağan ettiği
ağlamakta zayıflık gören
acıya dışkın-üstel bazı insanın
etmemek için kendini teslim
sıkarlar onlar yüzünü
sıkarlar tek noktada toplamak çehrelerini
kontrolü geri almanın istenci
konstantin yoklar yarasını
yoktur, yoktur susuzluğudur artık kaşıntısı
o an o mutlulukla
o mutlulukla
kan boşalacak vurgu tonlama coşkuyla
teslim olacak konstantin esarete
ve o da kendi gözyaşlarını armağan edecek
tepenin ardında soyunmakta denize
ağlayacak hıçkırarak
balmorhea
augustun şarkısı
helenistik ritimlerle
dökülecek düşüyor tepenin eteklerine
zihninde konstantinin
“çok güzel figürler aferin bana
ve evet bir omuz ileri
yatırarak vücudunu bir yana”
bir gözyaşı serbestisi
“ve evet diğer omuz önelmeli
yatırarak vücudunu diğer bir yana”
hıçkırıklar
gözkapakları inmiş kepengini olmuş kepengini
bir omuz yana ve
kafan öbür yana konstantin
çok güzel figürler aferin sana
buldun denizi
ve denizin de arkasında
inşa edilmeyi bekleyen o şehri