nova romanın öyküsü - kırkıncı gün
kırkıncı gün
şimdi nefesi kesik coğrafyalarda
duyulmamıştır öğretmemiştir tanrı bazı nesnelerin adını milletlere
alize nedir erilmemiştir keşfine o sırrın
yine de hisseder nesneler
fısıldarım ben onların cansız bedenine
durgun kırgın saçlara dokunur
aramakta türdeşini birkaç alize
girer içlerine bırakır kendinden
parçalar bir gün geri döneriz diye
saçları tutar altın varaklar
kuğular gibi hatırlanacaklar
zerafetleri
korku verecek ürkek ürkek
kürek sallayan o tepelerin öteki yüzlerinde
altın çağın dudaklarından biricik buseyi
tatma şerefine nail olmuş o ürkek
korku ele geçirecek burçlarını
acınası hayatlarının
bir söylenti esecek o saklı cennetin üstünde
“bir adam geçmiş bu sabah
bu sabah bizim tarlaların önünden
cehennemin rengine boyanmış kuşakları
görmüş bizim oğlan
sarsmaktaymış adımları
tenleri kokuyormuş on iki havarinin peşine düşmüş yürekleri katı
bir adam geçmiş bu sabahtan
günü bulurken biz sevişteyken serinçteyken
yüce çınara sunmaktayken ben minnettarlığımı
o adamın bir dudağı diğerinin üstüne binmiş
yüzünü sırtlayan kemikleri oynaşmaya rezilmiş
gözleri
gözleri sanki
geçen seneden kasıp kavuran
muhtaçsak hala kirden pastan tedbilimekan edilmeye
lanet olası kuraklıkmış
ulağıymış kuraklık getirdiği karanlığın
kaşları atılmakta en ilerideki siperden
ölümü kabullenmiş askerin bırakmışlığı
o asker için artık kalmamıştır umut
doğrusu ve yanlışı tek vücutta buluşu
kaşları atılmakta en ileri siperden
alnı
yazılmayı anılmayı bekleyen gömülü hapishane duvarı
bizim oğlan etmiş şehadet
o adam kucaklamış atını
göstermekte yol yetmiş bin neferine
yetmiş bin neferi delişmen
adam eğmiş başını sokulmakta saçları altın varağı
tacı göz kırpmış
ve sarsmış yüreği bizim oğlanı
geçip gitmişler bizim tarlaların orada
bırakmışlar
geldikleri yerden kıyım öykünen
katli vaciptir oyuncağı
geçip gitmiş omzundan dökülen seher vaktine gebe şalıyla adam
arkasından etmiş takip
ölümcül savaş makinaları
bırakmışlar arkalarında
işte işte bu oyuncağı”
savurur ustaların işlediği
büyük iskenderden ilham alan medeniyetlerdeki
o kılıcı
kılıcın sülalesi zaten taraçaların yaseminleri
ek tohumlarını, biçimleridir bakmadığın vakitlerde
ipek kozaları
doğar emanet kılıç yırtıktır kozası
kabzasına kılıcın
sarılı kıllı parmakları güçlü söylevlerin hazzı
doğar iner bir yağmur damlası
işte işte kabzasına kılıcın