nova romanın öyküsü - birinci gün
birinci gün
doğrulur konstantin yattığı yerden
mehtapla birlikte sezaryen fikirler
doluşur doğrulur doğrulmaz bekletmeden
kan vardır kan kabarır o yara
durmaksızın kaşınır
çatlayan yeryüzleri severdi o dışarındakine benzemeyi
umardı o hoşnut olmaktandan da icraatteydi
konstantin yatardı geceleri ve işte
taklitteydi bunu bir yarası vardı
zaten hep köktenci paradigmalara vurgun yarası
bir de gece olup konstantin yatağa dalış yapmaya
görsün
haykırışlarıyla yeryüzlerini çatlardı
konstantin severdi düşlemeyi
bunu kimden taklitteydi bilmezdi
ilk düşü
düşük yapamazdı taklit etmeyi de denememişti
kurduğu düşlerde
başka memleketler
o memleketlere virane mecbur gelirdi ki
gergedan kafası olmalıydı gövdelerinin üstünde
başka memleketlere virane şövalyeler
konstantin bilirdi
bu fikre omurilik soğanını
moğol hükümdarının eşeğine taşıttığı kuduruk belki vakitte
mi taşıtmıştı
varmıştı
bazı o şövalyeler
vardıydı ki onların da muhtelif yerlerinde
kabaracak kan vurgu tonlama coşkuyla
söyle söyler söyleyecek
kan boşalacak
ve var onların da muhtelif yerlerinde yaralar
biri birinden önce gelirdi bilmezdi
doluşurdu bir önceki gecenin düşleri
doluşurdu doluşmak için bilmeleri gerekirdi nereye
lakin konstantin
ulaştırmak buğulaştırmak konusunda yetersiz bir
yanisi söyletmeyin işte bana kaybetmişti
yol gösteren vücutlu sembolleri
bilmezlerdi doluşurdular doluşurlarsa maksimum
maxlayalım şey gibi bir şey bu kökleyelim gazı
olabildiğine yüksek
olabildiğine batı
dur karıştırma kafaları
ardından ardına uyanırdı konstantin
ters yüz et
hangisi birine önce gelirdi bilinmez
peşi sıra
bi dakka şöyle mi yani
konstantin uyanır konstantin dün yapımcıların kubbeye çivilediği sinema starları
yla cebelleşen düşleri, yok özne değişmeli
o düşler doluşur o düşlerin doluştuğu yer
konstantinin zihnidir
ve bu kelimeyi ben icat etmedim
en nihayetinde
o yara hala oradadır
kral naibi: kıyıya vurmuş balina süslenir
köylü derinmezdi de kendi cenazesine
vurunca kıyıya balina
gelirdi ölümü hatırlamak aklına
ölüm. kalır pansiyonda. çamaşırı var. temizlikçinin üstüne vazife.
şimdi hatırladıkça titrer elleri nöbet geçirir nöbet ona cafcaflı bir yumruk geçirir
ölüm kukuletası dahi sahici fakat yokluğudur sahisi
anadan üryan
ölüm öksüzdür
bilmez nedir öksüzlük
bir anda belirir
vurur kıyıya dişlerini törpülemeye keyfi vardır boş zamanlarında
balinaların, kahyası mıdır
balinayla belirir çöker gölgesi
üstüne taşranın
aynı o şekil
belirir naibi
konstantinin
“buyrun efendim emretmişsiniz beni
efendim ben sizin hararetinize hizmetçi
hangi saçmanıza bodurarak boyun eğmeli”
kral naibinin tavırlarında vakitlerdir değişmez ferace
dostluk uman
arzusunun tek bir kırıntısı için o vıcık sıvıya
dönüşmeye razı, saganigirıgı
saganrıgı
konstantinden beklenmeyen yanıt
odağı şehrin yayılmış saplanmış bağrına toprağın
ihtiyacımız vardır semizotlarında yalnız yoktur gerek bilinmelerine
istemezler ihtiyaç duymazlar bilinmeye
tinsel özle geliyorlarmış gibi varlığa
fışkırırlar o yabani art niyetle
odağı şehrin
asil
değildir uzak görkemli günleri roma’nın ve hatırlatır
bu yapılar soyuna minnette geçmişe ana kollarına arınır gibi sarılanların
yapıları
konstantin izlemektedir onları
yapılarla fışkırır
“gerekli hazırlığı yap işkaryot
yalnız vedalaş sen de sevdiklerinle
tedirgin olman için değil bu mesele
görevine
atadığım sana mesuliyetine
ayrılmak buralardan ters düşse de
bu başka
başka bir mesel
çıkıyoruz sefere
bu gece rüya aleminde göreceğin şeydir bu mesele”
işkaryot
özellikle de
ulu kutlu anasına sokulmasının
kınlar kılıçlar salahiyetler sunmasının
kudretle
tapınmasının
hatıraları kaçak giriş yapar gözlerinin dibinen özel gösterin’e
tek milisaniye evvel tedirginlik
olamaz engel kaplar serçe parmaklarını frenleyen paletlere kadar
kaplar öylecene pişmanlık
vermiş midir serilmiş midir çamaşır ipine
asgari olabilmiş midir
romayı doğuran görkemli rahime
romadan uzak
duyabilir mi sesini annesi
kötücül ruhların federatif taarruzundan
koruyabilecek mi geceleri
“nereye uzanmıştır
parmağı benim efendim kıymetlim
nereye süreceğiz boşalacağız dizginlerimizi
şimalde miymiş ki midir
koparılmayı sezen o güzel meyva”
“bu sırdır susulacak konuşulmayacak tek kelime
değildir bu sır bana içkin bu sır ancak ve ancak imparatorluğa
kelepçe
konuşamam gideremem susuzluğumu acı suyla dolu bu çeşmede
edemem edemem bekleme benden tek kelime”
şu anda mesela konstantinin dikizlediği pencereden
ulaşır bakışları köşelerinde sokaklarının bu şehrin
her köşe başında örülmektedir saklanbaç oynayan çocuklardan
duvarlar onlar da susarlar geçmişin hatırasına
sokaklarda arşınlayan o imkansız varlıklar
her biri bir çok saklambaçtadır
içredir kuruntuları her biri başka tereddüte
en tehlikesini ise
konstantin oynamaktadır
çekilir çekilmez can dostu kan boğumu
kabulünden
atlar kımızlanacak boşalımlar yudumlanacak
konstantin kendini kendine ispiyon eder
“işkaryot bilmiyorum ben de
takip edeceğim göçmen kuşların
umarsızlıklarını”