başlangıç - göç zamanı

Share


içimizde ılık ılık bir rüzgâr ve beldelerde sessiz sakin bahar
kokuşmuş cenazelerimizi yıkamak için yağmur değil dert yağar
işlemez müzisyenlerin besbelli parmakları kırılmış mukadder elleri
yeniden işte çığırtkanlardan o ölümsüz gürültü
varmıyor ozanların dilleri haykırmaya türküleri

sesimiz çıkmıyorsa sabrımızdandır
uyuyorsa in cin, başsız kaldığımızdandır

sormak lazım bu ulu çınarın köküne balta vuranlara:
ihanet masuma bürünmesi en kolay suç mudur?
ahengi derviş ay ile usanmak bilmez talebelerinin
bu karanlıkta hırçın devrimlerinize tanık yok mudur?
buralar karanlık, buralar hep bekleyiş

kopmamışsa bağrımızdan yeni güzel adamlar
ezelden süren münakaşalardandır
ve bizim buralar karanlık, bekleyiş yarınlaradır

birdenbire çehresi değişmezdi cennet krallıklarının bugün dönüştüğü
alevlerin hare hare ağladığı manasızlık çöllerine
kandırırcasına çocuk fısıldadılar her asi birimize;
obsidyenden hançerler yerleştirilmiş kelimeleriyle
hep bir vesvese, hep bir vesvese

yerlerde sürünüyorsa ceddimizin yazıtları, aramıza sokulan yılanlardandır
yüz verilmişse şair müsveddelerine, unutan bizi; aydınlarımızdandır
şimdi de öyle bir tan ağarmışsa, kervan kurmak vazifemizdendir

gözler kurtulsun çöktükleri gaflet kuyusundan
pırangalar kırılıp atılsın da doğanlar avlanmayı unutsun
bir oraya bir buraya sallanıp yıksınlar şehri mutantlar
bağırsın; virane olmuş şehirdeki her kaya:
“göç, göç”
analar, babalar ve cansız çocuklar
kurulsunlar uzak diyarlara götürecek develerimizin hörgüçlerine
ne gerek kalmıştır yenilere ne de medet umulur
sisten bir örtü gibi çekilen dizelere, ne aruzlara ne ötekilere
hülyalarımızın mavi gökleri yutacak ejderhalar olacağı
önümüze serileceği arzularımızın sonsuzluğa uzanıp hiçlik olacağı
bir memleket istiyoruz
bu yüzdendir ki
kervan arkasında unutacak katledip de yarattığımız aptallık yığınlarını
dökülsün yollara heraklit eşrafı

hareket ediyorsak bilinmeze, tahammülümüz kalmadığındandır
başımızın üstünde yeri varsa acıların, yeni aşklara yelken açtığımızdandır
kalmadıysa buralarda yol gösterecek üstat, şimdi de göç zamanıdır
değil ütopyalara; kalplerimize gitmek cefasıdır

göç zamanıdır, göç zamanıdır, göç zamanıdır
gitmek zamanıdır, gitmek zamanıdır, gitmek zamanıdır
şiarların doğduğu o güzel memleketlere

Read more

nova romanın öyküsü - yüzüncü gün

yüzüncü gün durmaksızın devinen durmaksızın yürünen bir günün ardından durulur dişliler o saniye o saniye selama duran erin mukavemetten yoksun tez aksiyona dönüşen iradesiyle sıtop eder o saniye artık kalan yorgunluğun artık izin dahilindedir gözlerin oğuşturulması   bahanelere ihtiyaç var kuşku duyduğumuz anlarda yürüdüğümüz yollardan göğüs kafesimizi görmezden gelerek şeffaf bir

By Furkan Berk Karatas